İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Kadro adrese teslim, itiraz eden mobbing kurbanı

Türkiye liyakatin yerini sadakatin aldığı görülmemiş bir dönemden geçiyor. Öğretmen atamalarında devam eden mülakatlar, kameralara yakalanan torpil notları, iş tanımı istenilen aday işe alınana kadar daraltılan kadrolar… Liyakatsizlikle başa çıkamayan genç ler hayatlarını sonlandırırken, torpilseverler için dünya güzel bir yer olmaya devam ediyor.


O zamanlar Gerçek Gündem’in Ankara Temsilcisi görevini yürütüyordum. Resmi Gazete’yi tüm satırlarına kadar okurken gözüme İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin bir doçent alım ilanı ilişti. Onlarca alım ilanı içinde ilan o derece ayrıntılı yazılmıştı ki adrese teslim olduğu gün gibi ortadaydı. Üstelik Danıştay’ın adrese teslim kadro ilanını yasaklamış olmasına rağmen.

26 Ağustos tarihinde yayımlanan ilanda, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları bölümüne alınacak bir doçent için aranan şartlar arasında “Çocuk Yoğun Bakımı yandal uzmanı olup Otoinflamatuar Hastalıklar, Terapötik Plazma Değişimi, Ekstrakorporeal Membran Oksijenizasyonu ve Hemoperfüzyon alanlarında bilimsel çalışmaları olmak” ibaresi yer alıyordu. Tanıdığım birkaç uzman doktoru arayarak bu tanımlamaların nereye vardığını sordum. Bir alım için fazlasıyla ayrıntılı olduğunu söyleyen uzman doktorlardan biri “Ben bu tanıma uygun biriyle çalıştım” dedi. Hatta daha ileri götürerek “Şartları tek tek Google ile ara, ismi bulacaksın” diye devam etti.

İlan şartlarını Google arama motoru ile arayınca karşıma Fatih Varol adlı bir hekim çıktı. Sancaktepe Şehit Prof. Dr. İlhan Varank Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Acil ve Çocuk Sağlığı Hastalıkları bölümünde görevli hekim tam da ilandaki gibi özellikler taşıyor, bu özellikleri ile basında da yer alıyordu. Varol’un araştırma ve çalışmalarını incelediğimde İstanbul Üniversitesi’nin tam da kendisini doçent kadrosuyla işe almak üzere ilana çıktığını anladım.

ADRESE TESLİM KADRODA ISRAR

Üniversite kaynaklarını yoklayınca kadro adrese teslim olmasına rağmen başvuru yapan başka isimler olduğunu da öğrendim. Bunu Gerçek Gündem’de kaleme aldığım haber ile duyurdum. Üniversite ne kadroyu iptal etti ne de inadından vazgeçti. Hatta işi bir adım daha ileri götürerek, bir ay sonra bir ilan daha yayımladı. Varol’un kadroya katılması gerekliliği çok acil olmalı ki 30 Eylül tarihli Resmi Gazete’de bir kez daha aynı şartlarla ilana çıkıldı. Bunu da Sözcü’den okurlara duyurdum. Aradan birkaç gün geçince kaynaklarımı bir kez daha yoklayınca bu ilanın yargıya taşındığını öğrendim. İlk kadronun da yargıya gittiğini bu defa duydum.

Ardından ikinci ilanın nedeni ortaya çıktı. İlk kadro yayınlanınca ve yargıya taşınınca Varol’u kadroya almak isteyen üniversite yönetimi ikinci kadroyu aynı şartlarla ilana çıkarak Varol’u buradan doçent olarak kadrosuna katmıştı. İlk kadroya başvuran çok sayıda kişi ile olayı yargıya taşıyanlara ise “Davanızı çekmeden bu kadroya alım yapılmayacak” denilmişti.

HEDEF İSİM İŞE ALINDI

Geçtiğimiz perşembe günü üniversitede toplanan rektörlük komisyonu Varol’u kadrosuna katma kararını aldı. Ancak diğer kadro alımları için bir karar almadı. Üstelik yargıya başvuru nedeniyle tam 11 kişi atamasının yapılmasını bekliyor. Üniversite yönetimi yargıya gidenleri, ataması yargıya başvuru nedeni ile yapılmayanların hedefi haline getiriyor. Ancak konunun yargıya taşınmasına neden olan ilan için ise acele biçimde hedef isim kadroya alınıyor.

Çok değil, cuma gecesi Adana’da bir savcı adayı uğradığı mobbing ve baskı nedeniyle yaşamını sonlandırdı. Ardında her şeyi açık açık anlatan bir de not bıraktı. Yine çok uzak olmayan bir tarihte, mülakatta elenen bir sosyolog yaşamını sonlandırdı. Liyakat yerine sadakat arayışı artık can alırken, sadakati kriter belleyenler için dünya güzel bir yer olmaya devam ediyor.