CHP yönetimi yerel yönetimlerde elde ettiği zaferi dilinden düşürmezken, AK Parti yönetimi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan CHP’nin öne çıkan en önemli ismi Ekrem İmamoğlu’na yöneldi. İmamoğlu için çok aşamalı plan hazırlayan AK Parti, her ihtimal için çok aşamalı planı devreye soktu. Bugün topu göğsünde yumuşatmayı tercih eden CHP yönetimine açık bir uyarı zamanı gelmiş gibi görünüyor: Haberiniz olsun, bir cisim yaklaşıyor.
Genel seçimlerden ittifak yorgunu ve genel başkanı kıl payı cumhurbaşkanlığını kaybeden parti olarak çıkan CHP’liler, kendilerini kurultay sürecinde buldu. Bolca itiş kakışın yaşandığı kurultay sürecini Ekrem İmamoğlu sırtladı. İmamoğlu’nun değişim çağrısı, Özgür Özel ile kurulan ittifak ve bu ittifaka destek veren Kılıçdaroğlu’nun eski ekibine gönül veren delegeler ile karşılık buldu. Özel’in genel başkanlığı yerel seçimlerde aday belirleme süreciyle sancılı başlarken, birçok kentte mevcut başkanlar değişince yeni adayların aleyhine çalıştı. Tüm bunlara rağmen, ekonomik sıkıntılara karşı söylemin ötesinde eyleme geçen CHP’li belediyelerin pratikleri CHP’ye tarihi bir zafer kazandırdı.
Gün geçti, ‘birinci parti’ söylemleri CHP yönetiminin dilinden düşmedi, Erdoğan ise sustu. Susarak kazandığı zamanla oyun planını kurdu ve memleketi bir satranç tahtası gibi önüne alarak piyonları, atları, filleri ve daha nicelerini sürmeye başladı. CHP’nin üzerine giderek piyonları, filleri birer birer yutmayı hedefledi ve amaçlarına ulaştı. Erdoğan bir adım geri çekildi ve baktı ki güçlü bir direnç yok, yönünü kalelere çevirdi. İşte Esenyurt ve Beşiktaş bunun ilk adımı oldu. Ancak Erdoğan’ın derdi kaleler değil, kellelerdi. Vezirin ve şahın kellesini almak üzere bütün gücüyle bastırma vaktinin geldiğini anladı.
AÇIK KONUŞALIM: GELİYOR GELMEKTE OLAN
Açık konuşmanın, kulislerden yazıya dökmenin vaktidir. Bu bir tarihe not düşüş, bu bir uyarı metnidir. 17 Eylül 2024 tarihinde SZC TV’de katıldığım bir yayında açık açık bir uyarıda bulunmuştum. Nasrallah’ın öldürüldüğü gündü ve ülke gündeminde bu varken, “İmamoğlu’nun ahmak davasındaki ceza istinafta onaylanabilir” dedim. İlk birkaç gün ciddiye alınmasa da başka meslektaşlarım da kaynaklarından doğruladı ve yargıda bir İmamoğlu hareketliliği yaşandığı ortaya kondu.
CHP yönetimi ne olduğunu anlamaya çalışırken, İmamoğlu cephesi hızlı bir OHAL ilan etti. İlan edilen OHAL ile birlikte CHP yönetimi de harekete geçti ve İmamoğlu için kurgulanan plan ertelendi, ama aslında başka bir plan devreye alındı. Direnç görülse de bir başka amaç hasıl olmuş, toplumda cezanın onaylanacağı ön kabulü oluşturulmuştu ve tepkiler törpülenmişti.
İmamoğlu davasında istinaf için direnç gören iktidar, dümeni Beylikdüzü davasına kırdı. Kırılan dümenin hedefindeki davada bilirkişi raporlarına rağmen, İmamoğlu ihaleye fesat suçlaması ile yargılanıyordu. Oysa yasanın da açık biçimde tarif ettiği gibi başkanlar ihalelerden öyle kolay kolay sorumlu tutulamazdı. Savcının mütalaa vermesi ve nihayetinde beraat ile sonuçlanması beklenen davanın savcısı izne çıktı. Duruşma bir kez daha ertelenirken, beklenene mütalaa bir türlü gelmedi. İktidar bu kartı da bir başka cebine koyarak bir başka plana geçti.
TERÖR SUÇLAMASI HEDEFİ
AK Parti İstanbul için yerel seçim ümitlerini DEM Parti’nin çıkaracağı adaya bağlamış, bütün gücü ile aday çıkarmalarına asılmıştı. İktidarın gönlündeki aday Başak Demirtaş iken, bunun karşılığında Meral Danış Beştaş aday olmuştu. Bu durum İstanbul’da ‘kent uzlaşısı’ adını almış ve bunun yansıdığı ilçelerin başında Esenyurt gelmişti. Yerel seçimler CHP’nin zaferi ile bittiğinde ortaya çıkan bir hesap, bugünlerin geleceğinin haberini vermişti. Kuşçubaşı Eşref adlı hesap, İmamoğlu’nun kurmaylarına dair bir senaryoyu dolaşıma sokmuş ve bir daha da hesabını kullanmamıştı. Ancak bugünlere dair işaret fişeğini atmıştı.
Nitekim, bir sabah uyandığımızda Esenyurt Belediyesi’nin ablukaya alındığını ve Ahmet Özer’in gözaltına alındığını öğrendik. Suçlama terördü, kayyum yoldaydı. Artık ‘kent uzlaşısı’ illegal ilan edilmiş ve CHP için ‘terör’ suçlaması ile tanışma vakti gelmişti. O gün, yani Özer’in gözaltına alındığı ve belediyeye kayyum atandığı gün CHP yönetimi Esenyurt için sağlıklı bir eylem planı ortaya koyamamıştı. Bir nöbet ve bir mitingden öteye gidilememiş, ilerleyen günlerde olanı gören ve anlayan İmamoğlu dışında Özer’in adını pek anan kalmamıştı. Mitingde de CHP’lilerden ziyade DEM Partililer sahayı doldurmuş ve CHP’nin örgütündeki motivasyon eksikliği ortaya çıkmıştı.
Bir süre sonra Esenyurt’ta olanlar kabullenilmiş ve iktidara açık açık ‘Sıradaki gelsin’ denilmişti. Sıradaki Ovacık Belediyesi’ne atanan kayyum olmuş ve zaten tepki fazlasıyla zayıf kalmıştı. İktidar bunu da cebine koyarak planının yeni aşamasına geçti.
Esenyurt’ta mitingin yapıldığı gün, saatlerce yaptığımız SZC Tv yayınında şu ifadeleri kullanmıştım: “CHP bir milim geri saparsa, yarın bir başka CHP’li belediye başkanının kapısında polis olacak.” Nitekim sapıldı ve polis bir başka kapıya dayandı.
ARTIK SON AŞAMADAYIZ
Aradan geçen kısa sürede CHP’li belediyelere uygulanan ekonomik baskılar, sosyal yardımların kısıtlanması, kreşlerin kapatılması hamleleri eklendi. Ancak asıl plan hala devredeydi ve bir sonraki aşamanın geleceğini yine SZC TV’de bir yayında duyurdum. Sırada Beşiktaş Belediyesi’nin olabileceğini dile getirdim ve ekledim “Rıza Bey’i terörle nasıl ilişkilendirebilirsiniz?”
İktidar, ilişkilerine bakınca önemli bir isim olduğu belli olan Aktaş’ı yeni aşama için harcayacak kadar gözü karartmıştı. Akpolat bugün gözaltında ve adliyeye çıkarıldıktan sonra neler olacağı bekleniyor. Evet, belediyeye kayyum atanmayacak ama olumsuz bir tabloda belediyeyi kimin yöneteceği tartışması da başlatılacak. İktidar burada sadece İmamoğlu planını devreye sokmamış, ayrıca CHP delegesi açısından önemli bir belediye olan Beşiktaş’ın başkanı Akpolat’ı gözaltına alarak delege dengelerini etkilemeyi de hedeflemişti.
Milliyet Gazetesi yazarı Zafer Şahin, seçimlerin hemen ardından malum hesabın attığı tweetlerden ortaya çıkan tabloyu köşesine taşıdı. Şahin, isim vermedi ancak Mahir Polat, Emrah Şahan ve DEM Partili bir ismi işaret etti. Akşam saatlerinde gazeteci Barış Pehlivan da Şişli, Sancaktepe, Eyüpsultan, Beyoğlu gibi belediyeleri işaret ederek, iktidarın amacının kayyum atamak olduğunu söyledi. Hatta İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın adının kayyum olarak İstanbul’a dair bir kulisi paylaştı. Günün sonunda bu tartışmaların da farklı amaçlarının olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor.
Sözcü’de yazdığım “İktidarın kayyum planının kodları” başlıklı yazıda da belirttiğim gibi, “İktidar, bu dedikodunun yayılmasıyla CHP’li belediyelere kayyumu normalleştirmek isterken, bir yandan da kayyum atamadan kayyum atamayı hedefliyor. Belediye başkanlarını adım atarken tedirgin hale getirmek, usulsüzlüklerin araştırılmasını engellemek ve sosyal yardımların elini kolunu bağlamayı amaçlıyor.” Lakin, bugün karşımızdaki gerçeklik bunun bir adım ötesine geçilme ihtimalinin de CHP tarafından gözardı edilmemesi gerekliliğini önümüze koyuyor.
OLAĞANÜSTÜ DÖNEMLERİN OLAĞANÜSTÜ TEPKİLERİ
Nöbet eylemleri CHP’nin yönetimi açısından bir tepki gibi görüyor olsa da gerçeklik buradan çok uzakta duruyor. Özel’in “Sen ekonomi konuşturmak istemiyorsun” söylemi de çok acı ki bir politika üretimini değil, “Karşısında şu an politika üretemediğim bir süreçtesin” cevabı gibi duruyor. Açıkçası, Beşiktaş ve Esenyurt özelinde İstanbul’da yaşananlar ve diğer belediyeler için dile getirilenler, iktidarın gündem değiştirme çabası değil; bizzat mıntıka temizliğidir. Zaten böyle olmamış olsaydı, adliyede gerekli değişiklikler yapılmazdı.
Özel maalesef ki bunu görmekten uzakta olduğu için olsa gerek ki Beşiktaş Belediyesi için İmamoğlu ile yaptığı açıklamada, Yüreğir Belediyesi’ne Erdoğan’dan giden teklifi dile getirdi. CHP’lilerin belediyelerine yapılan baskını konuşması gerektiği günde, tüm örgütünü “Saraya kim gitti?” sorusuna odakladı.
İstanbul artık olağanüstü bir döneme girmiştir. Artık olağanüstü şartların olağanüstü karşılıklarının olacağı gerçekliğini CHP yönetiminin bilmesi gerekiyor. İktidar İmamoğlu’nu birçok dava ve olası soruşturma ile kısa yoldan görevden almayı kısa zamanda hedeflemiyor. Planının odağında İmamoğlu’nu görevden almaktan önce, muhalefet dozunu düşürmeye ikna etme; çabası yatıyor. İmamoğlu elbette bunu görüyor ve biliyor. İktidar İmamoğlu’nu kesin ve kesin biçimde üstesinden gelinmesi gerekilen temel problem olarak görüyor. İmamoğlu muhalefetin iktidara gelme hayalini temsil ediyor ve tam da bu nedenle etrafı adım adım kuşatılıyor. Kuşatanlar İmamoğlu’nun muhalefet dozunu düşürmeyeceğini çok iyi biliyor, ama ilk aşamada buna zorlamak istiyor. Çünkü kendi elleri ile zaten çok yakın olan ismi daha da yakınlaştırmak istemiyor. Ancak son aşamada çaresiz kalınır ise oyun planı hazırda tutuluyor.
KAYYUM ATAMA VE YASAKLI HALE GETİRME
Kuşatmanın aşamaları ve biçimini ortaya koyduğumuza göre, kısa bir özet yapmak gerekiyor. İlk aşamada ağır kuşatma ile İmamoğlu susturulmak isteniyor. Elbette bu pek mümkün görünmüyor, ama ikinci aşamada ‘terör’ denilerek İmamoğlu’nun görevden alınması hedefleniyor. Ancak bu da İmamoğlu’nu durduramıyor ve aksine halkın gözünde daha da büyütecek bir hamle oluyor. Tam da burada ahmak davası köşede tutuluyor ve çaresiz kalınması halinde halkla da inatlaşma pahasına siyasi yasaklı hale getirilip seçimlere katılmasının engellenmesi planlanıyor. Beş yıl sonra bir kez daha geri dönmesin diye de Beylikdüzü davası yedekte tutuluyor. İşin özü, iktidar İstanbul’da İmamoğlu’nu bitirerek seçimlere gitmek istiyor.
Tam da burada sormak gerekiyor: CHP’nin ve İmamoğlu’nun cüret gösterme vakti gelmiyor mu? Bildiğimiz yöntemlerle bir karşı çıkışın mümkün olmadığı görülmüş iken, aynı perdeden meydan okumak için üzerine düşünülmesi gerekmiyor mu?